31 Mart 2012 Cumartesi

pierre felix bourdieu

Bu sosyologun zamanında Martin amcasının dediği gibi "bir hayâli vardı", bunu da habitus kavramıyla açıkladı. habitusun anlamı sınıf olsa da, Bourdieu burada kültürün ve uhbuşe ( türlü kabilelerden meydana gelen topluluk ) kentleşmenin ortaya çıkardığı bir bağdan sözetmekte. İnsanlar aldığı eğitimle bir şeylere yatkınlık duyar. Buna bir nevi toplumsal ahlâk da diyebiliriz. Yine insan çevresinden edindiği görgü ve kurallarla bir olay karşısında safını belli eder. Bourdieu bunu da Doxa kavramıyla açıklamıştır. yâni menfi ya da müspet kişinin bir olay karşısında aldığı tutum habitus diskuruna göre safını belli etmesiyse, bu da Doxa'yı doğrumaktadır. Doxa kavramını haşiye edecek olursak; taraftarlık ya da sabitfikirlilik veyâhut bir şeye aidiyet duygusu babında şiddetle bağlanmaktır.  Misâl, Kemalist bir toplumda büyüyen insan, kendisinin kontrolünü aldığı eğitimle beraber körü körüne başkasına devretmişse, bu Doxa'dır.    
 
Bourdieu'nun söylemleri okunduğunda sıkıntılı bir insan olduğu açıkça anlaşılıyor. Bourdieu bir şeylerin değişebilmesi için, benzerlerinden farklı olarak aktivist kimliğini de öne çıkaran bir sosyolog. Toplum analizcilerinin düştüğü en büyük yanılgı, ortaya bir kavram sunup, kavramları üzerinden dönen tartışmalarda öğretici olacaklarına, kavramları kendileri ortaya sunmamış gibi asistan olmayı yeğlemeleridir. Bourdieu'nun farkı, Habitus kavramında açıkladığı üzre, eğer sınıfların derdi çevrelerinden aldıkları kültürse ve o kültürle dillerini oluşturuyorlarsa, toplumun işlevsel ve tekdüzelikten kurtularak, yeni bir söylem geliştirip, birbirlerini anlaması için, aktivist olması gerekliliği tezi ve yaşantısıdır.

Bunun dışında bugün Türkiye'de insanları tanımadan çare üretmeye çalışan sözde aydınların, arada sırada Bourdiue'nun yaşantısına gözatmaları gerekmektedir.

27 Mart 2012 Salı

Good Bye Lenin


Yann Tiersen'in müziklerini yaptığı en iyi filmlerden. Good Bye Lenin gerçek anlamda çok anneci bir film. Hayatta bu kadar karşılıksız seven tartışmasız sadece annedir. Bu durum, hangi coğrafyada olursa olsun değişmiyor. İster Kenya'da, isterse Almanya'da. Bollinger sosyalist Doğu Almanya'yı filmden önce tahlil edersek, bir toplum düşünün sınırın bir tarafı bikem ( güzel, körpe kız gibi bir şey )mahiyetinde, bir tarafı da olimpiyat oyunlarında sporcusunu cinsiyet değişikliğine itecek kadar erilleştiren dayatmacı sosyalist. Devam ederek, teemmül edelim, bir tarafı  refah içinde ( en azından öyle gözüküyor ), bir tarafı da muhayyilesini tek bir zümreye terketmiş. İşte bu tahlilin sönük tarafında bulunan bir annenin uğrunda, çocuklarının annnesinin muhayyilesini süslemesini anlatan, samimiyeti tavan yapmış, mizah kalitesi de yerinde iç gıcıklayıcı bir film.

Good Bye Lenin, oyunculukları sniper tadında hayatı rahatlıkla vurabilen, sistemin terkibini de slogan atmadan ve sıkmadan anlatan, keyifle izlenebilecek filmlerden. Hayatta insan herkes için bir şey yapar da, annesini bazen rafa kaldırır. Çünkü, sevgi şımarıklığın yoldaşıdır. Bu filmde bir çocuğun annesi için yaptığı sevimli fedâkarlıklar, son sahneyle ya ölümsüzleşir ya da yerle bir olur.

Wolfgang Becker, bir daha böyle bir film yapmak istese herhâlde yapamaz.

Annenin gönlündeki ülke belki de yıkılmamıştır. Realizm mi, Ütopya mı ?

Becker'e göre her ikisi de.

26 Mart 2012 Pazartesi

Gidiyorum Bu

Vakti zamanında yazılmıştır;

Son zamanlarda elime geçen en sıradışı şiir kitabı. Yunus Emre büyük şairmiş, Beş şehir filminde şevket karakterinin söylediği biçimde. Ah muhsin Ünlü de büyük şairmiş, çaktırmayın. İnternet ortamında şiirlerini tanıma fırsatı elde etmiştik, kitap olunca, o ağaç kokusunu duyunca, daha beter vuruyor dizeleri. senagalliler dâhil. Şiirle tasadduk edebilmek kolay değil; bu şiirlerle gönlünü ortaya koymuş. Evet şair ulan bu, Freud diye bir şey yoktur.

" Biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan
ve yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da yok
Annem beni hep çok sevdi, kız gördü mü ağlıyorum
modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum
mıknatıssız bir pusula olarak "

---------------------------------

" Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek güzelim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak. "
 -----------------------------------
Muhsin ÜNLÜ ( Onur Ünlü ) bu dönem şiirlerinde, yaşamsal debdebelere, imgelere saplanan toplumlara göndermede bulunmuş. Neşe olmadan sevgiyi betimlemiş. Fear and Trembling ( Frygt og beaven) kitabı Soren Kierkegaard'ın düşünsel eylemlerine öncülük ettiği gibi, muhsin ünlü de korku ve titreme hâlini, şiirlerinde alışılmışın dışında bir yol izleyerek okuyucuya aksettirmiş.

Freud diye bir şey yoktur evet, Das Capital kadar ince ( çok kalın ) şiirleri Muhsin Ünlü'nün. İşte hârikulâde cumhuriyetimiz. ( tabii tabii )

İşte toplumun şizofreni atmosferi, Freud diye bir şey yoktur, belli etmeyelim.

Holodomor diye bir şey var ama Ukrayna güçsüz. ( Rusya yalancı )

Cumhuriyet diye bir şey var, Muhsin Ünlü sahici.

Andrei Tarkovsky


Tarkovsky sineması, Cinnet hâlinin üst perdeden ve de san'at fiilinden, ve tabii ki bunalım girdabından sıyrılma raddesinden, kalplerin keşfi için yola çıkılmış, bu hassâlarda yol alırken, zamanın Rus hükümeti tarafından sansür uygulanmış, ama bazı filmlerini eleştirmenlerin anlamayıp, avam bir temizlikçinin filmi anlayıp, anlamayan san'at âşıklarına verdiği cevap neticesinde, Tarkovsky'nin o temizlikçiye hak vermesi gibi, halk için yapılmış ama san'ata mündemiç görsel bir başkaldırıdır.

Andrey Rublev, ve Ayna ( zerkalo) filminde Tarkovsky, ehil sanatkârın Çehov nisbetinde, Faşist ve Komünist ve bunların mukâbili kapitalist düzende, san'atı insanlar için yapıp, insanların zor idrak edeceği türden anlatarak, popülizmin hışmına ve ızdırabına uğramıştır. ( Şimdi TDK buna ıstırap gârabetini lâyık görmüş, bunlar arapça'dan bî'haber oldukları için, böyle bir yanlışın altına imza atmışlar. kapan parantez kapan)

Hassaten Tarkovsky sineması bağımsız yönetmenlerce taklid edilen en önemli sinema anlayışıdır.

ve bu dertten muzdarip ( bunu da mustarip yapmışlar ) ülkemiz yönetmenleri tarafından ne yazık ki iğdiş edilmiştir.

Herkesin sinema anlayışı kendine, ilk önce bizim yönetmenlerimiz kendi ekollerini oluşturmalıdır.
Tarkovsky kendine Tarkovskydi.

Mihrimah Sultan Camii


Çeşitli râvilerden türlü rivayetleri olsa da, ayrıyeten üniversitelinin çimde oturma merakı kadar ilgi çekmeyecek bir konuysa da, Üsküdar'da bulunan mihrimah sultan camii Mimar Sinan'ın zirve eserlerindendir. Üsküdar'a mânâ katıp, maddeden çıkışı simgeleyen camii, Mimar Sinan'ın Mihrimah sultana duyduğu aşkın istidlali olarak vücuda geldiği varsayımlarını da beraberinde getirir. Bu ihtimal bir efsane olasılığı olması yüksek, dilden dola dolaşan bir hikâyedir. Genel kanı İstanbul'daki aynı adlı iki camiinin de ısmarlama olduğu yönündedir. Bu mihrimah Sultanın ne kadar ileri görüşlü olduğunun kanıtı niteliğinde; yâni sen ay ve güneş ismini Mihrimahla bütünleştir, Mimar Sinan da iki camiiyi öyle tasarlayıp, inşaa ettirsin ki, bir camiide güneş doğsun, diğer camiide ay batsın. Tabii ki Mihrimah Sultanın böyle bir telkini olmamıştır herhâlde, ya da olmuştur, bilemedim. Ama, büyük Mimar beyninin thalamusunu Mihrimah sultanın medullasına kenetlediğinden, ortaya çıkan sonuç mükemmel olmuş. Beyinler arası mutabakat ancak bu kadar şahane olur. Mihrimah Sultan şanslı bir insanmış ki, Mimar Sinan'la aynı devirde yaşamış.

24 Mart 2012 Cumartesi

Rainer Maria Rilke

Karanlık ortamlarda okunmaması gereken bu şairin, ruh dünyasını vize almadan gezmesinin altında yatan nedenin altında kaldım, kalkmak için de uğraşmadım. Bazı eserler ya da edebî alegoriler, hacimli bir kitabın yapamadığını yaparak, anlatılmak istenen şeye veya hislere vasıtasız tercüme oluyor. Rilke'nin üslûbu, kasvetin ışıkla hemhâl olması gibi, sıkıntı içinde sude olan kelimeleri açığa çıkararak, esasında insanın üzerinden büyük bir yükü alıyor.

" insanların sözlerinden çok endişe duyuyorum,
her şeyi ayan beyan söylüyorlar
bu köpek ve şu evdir
ve başlangıç burada, bitiş de şurada. "

----------------------------------------------------

Yukarıdaki dizeleri Rilke'den başkası, başka bir şekilde anlatmaya kalksa, herhâlde yokuş çıkan eşeğin üstüne fazladan bir yük koymak gibi, bir yerde tıkanıp kalır. İşte bazı şeyleri / dizeleri şerh etmek, o kadar malayani olur ki, arife tarif gerekmemeli.

" Nasıl duyar, filizlenen bir incir ağacı seni
 yücelerde ay ışırken. "

18 Mart 2012 Pazar

Varsayalım Tahir Abi

Varsayalım tahir abi, başka bir âlemdeyiz, hiçbirimiz ideoloji mağduru olmamış, kalıplara sıkıştırılmamış ve heyulalar peşinde koşmuyoruz. Duru bir saflık içinde, muhakeme yeteneğimizi kaybetmememişiz. Varsayalım tahir abi, şenaat kıskacından bertaraf olmuşuz. Bizi tek tip insan modeline indirgeyen ve aslımızı unutmamızı telkin eden arayışlar, aslında hayâlimizde canlandırdığımız bir yansımaymış. Varsayalım tahir abi, efendimizi her zaman hatırlıyoruz, keşmekeş ve rol tasavvurlarının yerini samimiyet almış. Varsayalım tahir abi, huzuru aramadan buluyoruz. Varsayalım tahir abi, genini sevmeği ırkçılıkla karıştıran, kendi yaptığı şeyi başkasına yükleyen kavmiyetçi zihniyet yok. Varsayalım tahir abi, muhlisiz, unutulan insanları hatırlıyoruz, şehvet toplumunda şehvani arzuları ilzam ettirmişiz. Varsayalım tahir abi, başkalarının aşklarıyla başlamıyor hayatımız, siyaset halk için yapılıyor. Varsayalım tahir abi, hiçbir sorun tehir edilmiyor, bütün halklar voltairevâri bir milliyetçilikten halas olurken, Allah'ın buyurduğu takvayı istiyor. Varsayalım tahir abi, sahte âlimler çok az, gösteriş ve ucb yok mesabesinde. Varsayalım tahir abi, ne idüğü belirsiz kavramlar bizi bunaltmıyor. Varsayalım tahir abi, ruhumuz nefes alıyor, Filistin özgür, despot rejimlerin kan dolu tahakkümü doğru karşısında yenilmiş. Varsayalım tahir abi, dünyâya aldanmamışız, ölüleri unutmuyoruz. Ben sayamadım...